Hazır Hissetmeyi Beklemek: 

Masum Bir İstek mi, Psikolojik Bir Savunma mı?

 

İnsan zihni, konfor alanını korumak ve bizi olası huzursuzluklardan uzak tutmak konusunda muazzam bir yaratıcılığa sahiptir. Bu yaratıcılığın en sık başvurduğu maskelerden biri de bir eyleme geçmek için "doğru zamanı" veya "mükemmel hissetmeyi" beklemektir. Her pazartesi ertelenen o radikal kararlar, bir türlü ilk satırı yazılamayan projeler ya da kendimizi tam anlamıyla hazır hissettiğimizde adım atacağımızı söyleyerek rafa kaldırdığımız hayaller... Hepsi ilk bakışta son derece mantıklı, planlı ve sorumluluk sahibi bir zihnin ürünü gibi görünür. Kendimizi kusursuz bir senaryoda hayal etmek ve o an gelene kadar eylemi ertelemek, başlangıçta masum ve kabul edilebilir bir düşünce gibi kabul edilir. Ancak klinik tecrübeler ve psikoterapi odasından yansıyan gözlemler, bu masum bekleyişin arkasında çok daha derin, karmaşık bir psikodinamik zeminin yattığını göstermektedir. Aslında hazır hissetmeyi beklemek bazen rasyonel bir hazırlık süreci değil; kişinin geliştirdiği güçlü bir savunma mekanizması olabilir.

Popüler kültür, bir işe başlayamama durumunu genellikle tembellik veya motivasyon eksikliği olarak sığ bir şekilde etiketler. Oysa psikolojik bir pencereden baktığımızda, atalet yani eylemsizlik olarak adlandırılan bu donup kalma hali, kişinin enerjisiz olmasından kaynaklanmaz. Aksine bu durum, kişinin mükemmeli arama çabası ve bunun hemen altında yatan eleştirilme korkusu gibi sarsıcı duygulara karşı geliştirdiği bir savunma hali olabilir. Kişi bu tarz bir duruma erişmeden başlamaktan kaçınabilir. Ancak bu mükemmele ulaşma çabası çoğu zaman gerçeklikle paralel gitmeyen bir durumdur. Bazen bu noktada kişinin kendine soracağı şu soru kişide bir farkındalık penceresi arayabilir. Mükemmeli arayan ve arzulayan beni başlamaktan alıkoyan gerçeklik mi yoksa içimde susmak bilmeyen ve her koşulda beni eleştiren zihnimdeki içsel sesim mi? Kişi, eyleme geçmek için mükemmel durumu arzulayarak kendini atalet haline sokmakta ve bu şekilde aslında kendini korumaya almaktadır. Ancak bu korunma hali başta konforlu ve faydalı gibi görünse de kişide içsel bir huzursuzluğa sebebiyet verebilir. Zihin, "Eğer mükemmel olana kadar başlamazsam, ortaya başarısız veya kusurlu bir şey koymam ve kimse beni eleştiremez" mantığıyla çalışır. İşte bu noktada "Henüz hazır değilim" cümlesi, suçluluk duygusunu bastırmak için kullanılan en konforlu sığınak haline gelir.

Nörobilim çalışmaları motivasyonun eylemin sebebi değil, doğrudan bir sonucu olduğunu göstermektedir. Beynimizdeki ödül mekanizması biz kusursuz anı düşlerken değil, ilk küçük adımı attığımızda dopamin salgılar. Dolayısıyla başlama korkusu yaşayan bir bireyin kurtuluşu, hislerini değiştirmeyi beklemek değil, hislerine rağmen harekete geçmektir. Kusursuz bir dünya hiçbir zaman var olmayacaktır. Örneğin bu yazının kusursuz olmasını bekleyerek bu yazıyı yazmak belki de bu yazının paylaşılmasını asla mümkün kılmayacak, çünkü yukarıda bahsedilen mükemmellik arayışı ve savunmalar bu yazının yazılmasına da paylaşılmasına da sürekli engelleyici bir takım savunmalar üretecektir. Hayat, tüm eksikliklerimize ve hazır hissetmeyişimize rağmen yola çıkma cesareti gösterdiğimiz an başlar.

Not: Burada yazılanlar herhangi bir tanı ve teşhis içermez. Kl.Psk. Tarık H. GÜNGÖR bu yazıları bilgilendirme amaçlı hazırlamıştır. İç dünyanıza giden bu yolculuğu daha profesyonel bir şekilde ele almak için iletişim sekmesinden ulaşabilirsiniz